Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.







Ya benim blogum var. Çok da seviyorum ilgilenmesini. Yok tasarımıydı yok yeni postuydu filan aşırı hoşuma gidiyor da, benim hiç edebi yanım kuvvetli değil. (fark etmişsinizdir. Etmediysenizde tüh keşke aklınıza getirmeseydim. YAzının geri kalanını okumayın!) Açıkcası severek takip ettiğim yazarların bloglarını okurken gerçekten çok zevk alıyorum. "Vay canısına gerçekten çok haklı yaa" diyorum içimden. Bu yazarların çoğuda günlük dilde yazıyorlar. Güzel türkçemizi katletmeden tabisi, gayet güzel bir dille (yeri geldiğinde küfürünü bile sakınmadan) kendilerini ifade ediyorlar. Bayılıyorum. Sonra dönüyorum kendime bakıyorum ve ne saçmalamışım burda da diyorum. Bazen "umarım kimse bu yazdıklarımı okumamıştır utanç verici" dediğim de oluyor. Zaman zaman sadece yazarken değil konuşurken de kendimi iyi ifade edemediğimi düşündüğüm anlar oluyor. Ama mimiklerimi iyi kullanabilen biri olduğumdan öyle toparlıyorum. Toparlıyorum da yazı da o işe yaramıyor. O yüzden de herkesten özür diliyorum. Olmuyor yapamıyorum ama yapıyorum=) Çünkü seviyorum. Mesela düşündüğüm birçok konu oluyor bunları tasarlıyorum. Yazıyı yazmaya başladığımda bir bakmışım konu almış gitmiş başka taraflara. Toparlamaya bile çalışmıyorum artık. Beni de böyle kabul edin=) Hadi öptüm
Yeni işe başlamak hep streslidir ya, hani iş arkadaşlarınız nasıldır bilmezsiniz, üstlerinizi tam tanımazsınız, kurtlar kim çakallar kim tam çözemezsiniz. İşte benim içimde bulunduğum durum işte öyle birşey. Hele bir de sektör değiştirmişseniz ve o sektördeki ilk yılınız ise işler biraz daha karışabilir. Çünkü hem işi bir an önce kıvırmak hem de biraz önce yukarıda saydığım durumları iyi kavrıyor olmak gerekir.
İzliyoruz hepimiz her dizi de iyi kız bir de kötü cadı var. İllaki oluyor bunlar, hayatta da var aslında. Bazen bu kadar bariz pörtlemiyor ama hep orda duruyor, açığımızı kolluyor. Ben bir paranoyaklaştım mı ne oldu bu yazıyı yazıyorum inan bende şu cümleyi yazarken bunu düşünüyorum. Aslında bende henüz bir problem yok. İş arkadaşlarımı ufak ufak tanıyorum, İşleri kendi yöntemimce çözmeye çalışıyorum filan. Hoş daha bir yöntemim olacak kadar deneyimim yok ama bir "başak burcu" kızı olarak düzen tertip bizden sorulur. O kısmı ele aldım bende.
Okullar ertelendikçe ertelendi. Ekime kadar ya da .... Resmen okulda beş bin defa yıllık planları gözden geçirdik, yok kulüp planları yok cart planı yok curt planı içimiz dışımız planlamakla geçiyor. Artık bebişlerim gelse de biz de kendimizi görsek azcık. Bakalım sonrasında beni neler bekliyor. Devamı aylar sonra..
Tatili organize etmek kadar gidilecek yere göre bavul organize etmekte başlı başına bir iş. Herkesin aksine ben bavul hazırlamayı sevenlerdenim. Ama bunu ne zaman sesli dile getirsem herkes "Saçmalama çok sıkıcı bir iş",  "Ben elime ne geçerse teperim bavula oldu bitti" gibi cümleler söylerler. En favori kıyafetlerimi kombinleyerek düzenli bir şekilde bavulda durması benim için çok zevkli bir iş. Tek sıkıntım her seferinde unuttuğum çoraplar. Onları da dahil edebilirsem  geriye birşey kalmadı zaten, üstüne oturup kapattık mı tamamdır. Tabi ne oluyorsa bir gayret sıkıştırıp kapattığınız bavulunuz tatilden dönerken genleşiyor ve son gün bir türlü kapatamıyorsunuz.

O sürekli facebookta orda burda karşılaştığımız üst üste tşörtleri yuvarlayarak bavulda az yer kaplama tripleri pek bana hitap etmiyor. Sanki tüm eşyalarım birbirine dolanacakmış gibi hissediyorum. Ayrıca otele gittik diyelim üstümü değiştiricem. İstediğim tşörtü ya da pantolonu almak için tüm bavulu yatağa yaymam gerekecek herhalde. Pehhh

Uçakla seyehatlerde bavul beklemek çok can sıkıcı bir iş. Eğer bavulunuz düz siyah renkliyse fosforlu veya dilediğiniz bir renkte kuşak bağlayarak diğer bavullardan rahatça ayrılmasını sağlayabilirsiniz. Hem sizin daha rahat bulmanızı hem de başka birinin sizin bavulunuzu alma ihtimalini ortadan kaldırmış da olursunuz.

Tabi ben böyle bavuldur tatildir yazıyorum ama gidemeyeniniz yoktur umarım. 
Cannes Film Festivali'nde bizi de temsil eden 3 Türk vardı. Azra Akın, Fahriye Evcen ve Cansu Dere. Onların olduğu bölümü izlerken bir an o görkemli gecede olmalarının nasıl bir his olduğunu düşündüm. Tüm gözler sizde. Kim olduğunuzu bilmiyorlar. Film yıldızı mı nerede oynamış?, hangi ülkeden? Sizde ilk defa böyle büyük bir organizasyona katılıyorsunuz ve aslında ne yapmanız gerektiğini çok bilmiyorsunuz. 

İşte bunlar aklımdan geçerken gözlerimi kapatıp üzerimde gecenin en çok beğendiğim elbisesi Kendall Jenner'in Calvin Klein elbisesiyle yürüdüğümü hayal ettim.  Kendall kendine başka elbise bulsun. Her neyse fiziğim de tabi Kendall Jenner gibi saçım makyajım da. Beni indirdiler arabadan karşımda milyonlarca insan. Bir yandan da arabadan ünlüler inmeye devam ediyor. Bende bir an önce yürümeye kendimi sergilemeye başlamalıyım. Ne de olsa ülkemizi temsil ediyoruz. Arkadaş sağlı sollu bir sürü objektif nerede durcam ben? Arkamdan da geliyor insanlar çok oyalanmamalı mıyım acaba. Ulan önce atlamasaydım keşke Azra Akın alışkındır böyle şeylere arabada oturup azcık onu izleyip öyle inseydim bok vardı ilk çıkacak. Neyse 'cool'umdan ödün vermemem gerekiyor. Uzun elbisenin de bu stresi var arkadaş paçalarıma takılıp düşeceğim diye ödüm bokuma karışıyor. Yürü kızım tüm dünya seni izliyor. Dur son şu merdivenlerde de arkamı dönüyim de arkadan çeksinler beni. Ay bi de havalı havalı dönüyormuşum kimse beni çekmiyormuş amma rezil olurum. Heh neyse takılmadan merdiven parkurunu da hallettik. İçerdeyiz. Ulan herkes dünya starı. Elimi sallasam bir Hollywood  yıldızına çarpacak. Kimseyi tanımıyorum nereye gitcem? Herkesin yanına koşup selfie çektirip instagrama koyasım var da benim de bir ağırlığım var. Ezdiremem kendimi. Tiplere bak hepsinin egolar tavan. Ahanda Jennifer Lopez değil mi şu ya? Benim de ingilizce sorunum var yanına gidip ne dicem kadına. Are you Cola? Are you Disco? diye sempatik Türk girişi mi yapsam? Neyse ben içecek bişeyler alıyım. Kızlar nerede kaldı salına salına yürüyolar heralde daha kırmızı halıda. Gelseler de iki Türkçe laf edip bir grup olarak dikkat çekmeye çalışsak bari böyle olmayacak. Allaahhh Brad Pitt valla daha fazla dayanamayacağım galiba. Justin Bieber hayranları gibi ortalık yerde koşturucam sanırım. Tut kızım kendini sakinnn!

Heralde bunları yaşardım=) 




Üstümdeki elbise
Nasıl Çok İyi Değil mi?
After Party'deki hali. Tasarrufluyum. Etek kısmını çıkarıp mini elbiseyle geceye devam.





Benim için sorun yoktu evde istediğim gibi giyinip istediğim gibi yayılıyordum. Bu durum eşimi 5 yıldır tanıdığım için ve rahat bir insan olduğum için evlenince de değişmemişti. Evde gene istediğimi giyip istediğim gibi takılıyordum. Ta ki bir gün kızlar buluşması gerçekleştirene kadar.
***
Kızlar buluşmasına gelen arkadaşlarımdan biri evlilik arifesindeydi. Toplumumuzun balık eti olarak nitelendirdiği kıvamda olan arkadaşım, üç aya yakın bir zamanda diyetisyen yardımıyla 10 kilo vermiş, saçlarını yaptırmış bambaşka biri haline gelmişti. O günün gözde kızı kesinlikle O' ydu. O güne damga vurmaya yemin edip gelmiş gözde kızımız marifetleri bununla da sınırlı kalmadı. Asıl bomba (yani benim için bomba oldu) evlendiği zaman evde giymek üzere aldığı kıyafetleri göstermesiyle patladı. 

Neden mi bomba etkisi yarattı?
Yaşadıklarımızı iç sesimle beraber aynen yazıyorum;

Öncelikle evlendiği zaman evde giymek üzere aldığı elbiselerin fotoğraflarını göstermekle başladı. Anam o ne güzel elbiseler. Cıvıl cıvıl, renkli, desenli, azcık da seksi elbiseler, onlara uygun süreceği ojeler, evde giymelik pufidik babetler, (pufidik ama o bile şık) O bunları gösterirken ben kendi iç sesimle mücadele veriyorum; "vay anasını bunları mı giyecek cidden. Oha o bunları giyecekse ben kendimin ayıcıklı exra large pijamamla dolandığımı söylemeyeyim. Off kesin çok pis dalga geçerler. Aslında cem'de ayıcıklı pijamamın dünyanın en çirkin pijaması olduğunu söyleyip duruyor. Ayy çocuk beni kırmadan bir şeyler anlatmaya çalışıyordu o zaman. Tüm evli kadınlar evde böyle dolanıyor da bana mı kimse haber vermedi? İşte arkadaş çevrende ilk evlenen olursan böyle hiç bir şey öğrenemezsin!"

- "Tatlım çok güzellermiş yaaa...!!"  (cidden öyleler valla)

Her neyse o günden sonra bana bir gaz geldi.  Tamam itiraf ediyorum ayıcıklı pijamamı hala atamadım ama daha az giyiyorum. Onun yerine tayt kombini yaptım en azından rahat ve şık olmaya çalışıyorum. Özel günlerde giyecek şık ev elbiseleri aldım ;) Temizlik hijyen konusuna girmiyorum bile, o zaten tek yaşayanların bile özen göstermesi gereken bir konu bence. Siz de benim gibi rahat giyinmekten hoşlanan bir eşseniz benim yazımda size ilham versin.

Tam ben bu değişimi gösterme gayreti içerisindeyken internette Eva Mendes'in röportajını okudum. Röportajın başlığı " EVDE SAKIN BUNU YAPMAYIN". 
Calloway, Eva Mendes’le röportajı esnasında, “Ryan Gosling’i nasıl elinde tutuyorsun?” anlamına gelen “Hollywood’un en seksi erkek oyuncusu evde mutlu mu?” sorusunu sordu. Mendes’in cevabı ise kısa ve öz oldu, “Evde eşofman giymiyorum. Kadınlar, sizi uyarıyorum evde sakın ola eşofman ve benzeri giysilerle dolaşmayın!

linkini de paylaşıyorum incelemek isteyenler için. ( http://karnaval.com/article.php?article_id=31848&channel_id=16 )

Bu röportajı okuyunca Eva Mendes'i aşağıdaki resimdeki gibi hayal ettim:



Evde yardımcısı olmayan kaç kadın evde böyle dolanabilir diye hemen boklama gereği duydum. Yok canım evde böyle olacak hali yoktur hep bunlar magazin malzemesi dedim. Ama sonra Eva Mendes olamasam da ( zaten imkansız da) bahsettiğim arkadaşım gibi gayret içinde olayım ben gene dedim.

 Haa ben hem ev işlerine koştururum hem de çok şık olurum diyebiliyorsanız size "Eva" diyebilir miyim? 


Özellikle lise dönemimde 1 Nisan günü benim için tam bir felaket günü olurdu. Attığım her adıma, oturduğum her yere ve özellikle yediğim her şeye dikkat etmemem gerekliydi. Ben de şaka yapmayı, insanları güldürmeyi severim ama inanın 1 Nisan günü yapılan şakaların çoğu,  sadece şakayı yapan tarafın gülmesiyle sonuçlanıyor. İşte bu nedenle eğlence günü, gergin geçen güne dönüşüveriyor. 



Sadece gençleri ilgilendiren bir gün değil 1 Nisan. 7'den 70'e hemen hemen her şakacının bugün ortaya çıktığını görürsünüz. Kabul edin bazen cidden çekilmez bir gün oluyor. Şakanın boyutunu temelli abartmış durumda olanlarda yok değil. İnternette sıkça dönen bu zombie şakasını belki izlemişsinizdir. İzlemeyenler için linkini paylaşıyorum. 



Bu sene "neden" dedim, "neden bu özünde iyi olan ama işkence çektiren günü Şaka Günü olarak kabul ettik?". İşte bu sorulardan yola çıkarak merakımı internette gidermek üzere küçük bir araştırma yaptım. Bana çok saçma gelen yazılarla da karşılaştım. 
En popüler olanları sizinle paylaşıyorum.



İlk ideaya göre:

1564 yılında Fransa kralı IX. Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının 1. gününe almış. Daha önce Avrupa'da yaygın olan yıl başlangıcı 25 Mart' mış. O zamandaki iletişim şartlarıyla Charles'in bu kararı fazla yayılamamış. Duyanlar ise protesto amaçlı eski adetlerine devam ettirmişler. 1 Nisan'da partiler düzenlemişler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak nitelendirmiş. 1 Nisan'a "aptallar günü" adını vermişler. Bu günde herkese sürpriz hediyeler vermiş, gerçek olmayan haberler üretmişler. Yıllar sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kültürlerinin bir parçası görerek devam etmişler. Oradan da bütün dünyaya bir şaka günü olarak yayılmış. (Vikipedi)


Bir başka idea;



Antik Romalılar döneminde Tanrı Attis'in dirilişini kutlamak için "Hileria Festivali" düzenlenirmiş. "Hileria" kelime anlamı olarak büyük neşe, komiklik anlamına gelmekteymiş. Günümüzde hala Roma Şaka Günü (Roman Lauging Day) olarak kutlanmaktaymış.



Bir diğeri;



Hindistan'da da Holi festivali ile baharın gelişi kutlanırmış.Bu festival ile birlikte insanlar birbirine şakalar yapar, birbirlerine renkli boyalar tarak eğlenirlermiş.



Bir başka idea ise;


15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatmış. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmekteymiş. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmekteymiş. En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil 'Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım' demiş. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim etmişler. Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir vermiş. Bunun üzerine Müslümanlar 'Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz' dediklerinde Haçlı ordusu komutanı 'Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur' diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada şehit edilmiş. İşte o gün bugündür 1 Nisan hristiyanlar arasında 'Hile Günü' olarak kutlanmaktadır der.

Hangi hikayeye inanırsınız bilemem. Bana Romalıların ve Hintlilerin hikayesi daha mantıklı geliyor. Nasıl ortaya çıkarsa çıksın benim bugünden beklentim;  1 Nisan Şaka Gününüz şaka yapanın da şaka kurbanı olanın da bol kahkaha atacağı bir gün olması dileğiyle...